PHILIPS AVENT DECT Bebek Telsizi İncelemesi
Önceki
ŞANSLIYIM
Kahvaltı Etmeden Okula Gitmek Yok!
Sonraki
Aile

Evhamlı Anne

Medine Hacıömeroğlu15 Aralık 2014

Ben 

Evhamlı anne. Senin için kaygılanıyorum. Varlığını öğrendiğim günden bu yana senin için endişeleniyorum. Aslında daha anne olmaya karar verdiğimde tattım bu korkuyu. Seni arzuluyordum ama sana yetebilecek miyim diye de düşünmeden edemiyordum. İyi bir anne olabilecek miydim acaba? Sen beni sevecek miydin? Olduğum gibi. Bu duygu fırtınası dinmeden hamileliğimin sonuna gelmiştim bile. Ve sen doğdun. Ve ben anne oldum. Ve kaygılarım da, endişelerim de, korkularım da katbekat arttı. Üstlerine yenileri eklendi. Kucağıma seni aldım, kalbimin büyüdüğünü hissettim; yer açıldı hiç bilmediğim duygulara. Artık seni korumak benim işimdi. Seni gözümden bile sakınıyorum. Seni kaybetmekten korkuyorum. Başına kötü Bir şey gelecek diye sürekli gözümün önünde ol istiyorum. Mümkün olsa okula bile göndermezdim seni. Ben yanında olmadan arkadaşlarınla bile oynamana razı değilim. Her şeyini ben yapmak istiyorum. Sen otur, başına Bir şey gelmesin. Dışarıya da çıkma. Yanımda ol, gözümün önünde. Ben yanında yokken güvende değilsin. Bensiz olası zorluklarla başaçıkamazsın. Benim için çok değerlisin. Sensiz yaşayamam. Benden ayrılmana katlanamam.

O küçücük ayaklarının üstünde durabilmeyi becerdiğinde, istediğin yere kendi başına gidebildiğinde aramızdaki bağı koparmaya başlamıştın bile. Sen yapamazsın tek başına. Ben yapamam tek başıma. Ben seni çok seviyorum.

Biliyor musun uyku zamanlarını bile sevmiyorum. Sen uyurken bile seni yalnız bırakmak istemiyorum, yanında olup seni korumak istiyorum. Defalarca odana girip nefes alıp almadığını kontrol ediyorum. Bununla ilgili daha iyi bir fikir geliştirdim. Önceleri hasta olduğunda senin yanında uyuyordum. Düşündüm ki hasta olmadığında da bana ihtiyacın var ve sürekli seninle uyumaya karar verdim. Hele bir de Ani Beşik Ölümü Sendromu’nu düşününce bu kararımı hiç kimse değiştiremez. Sen benim ilk göz ağrımsın, seni o kadar yıl bekledim ki; seni kaybetmeyi göze alamam. Seni koruyabilmek için her şeyi yaparım. Aklıma daha yeni geldi okul servisin de oğlurum, tenefüs arkadaşın da. Hem o kalabalık okul koridorlarında koşarken düşersin, ben de yanında olurum. Yemekhanenin yemeklerini de sevmezsin. Sağlıklılar mı acaba? Ben sana pişirir getiririm. Sıcacık yemek yemiş olursun. Senin için her şeyin en iyisini istiyorum. Sana canım feda. Ben senin için varım. İyi ki ben varım. Babana kalsa… İşten eve gelemiyor. Tüm yük benim üzerimde. Hem annenim hem baban.

Biliyorum 

Kaygıyla yaşamayı öğrenmem gerekiyor. “Aman dikkat et. Düşersin. Canın yanar.” gibi cümleleri kurmakla sana zarar veriyorum. Sen bunu “ Hayat tehlikeli, güvende değilsin. Her an başına Bir şey gelebilir.” gibi anlıyorsun. Bunları biliyorum. Ne kadar büyürsen büyü sen hep benim o küçük çocuğum olarak kalacaksın, bunu da biliyorum. Büyüdüğünü, kendi kararlarını alabileceğini kabullenmem gerek; bunu da biliyorum. Sen benim için özelsin. İşte bu yüzden de sana olan yaklaşımımı; bu sahiplenici, aşırı koruyucu tutumumu değiştirmem gerekiyor. Seni sevdiğim için bunu yapmam gerekiyor. Gerçek korumak tek başına olmayı öğretmekten geçiyor. Ben sana güvenmeliyim. Sen sana güvendiğimi görmelisin. Benim endişelerim ve kaygılarım normal seviyede olursa sen de kendine ve hayata güvenirsin. Cesur ve risk alabilen bir kişiliğe bürünürsün. Ben pısırıklığımdan vazgeçersem senin de pısırıklığından eser kalmaz. Ben kendimden eminsem seni sıkmam, gelişmene engel olmam, önünü açarım. Senin resmini çizerken kendimden yola çıkarak kendi eksiklerimi tamamlama çabasını kenara bırakmalıyım. Sana odaklanarak kendimi tatmin ediyorum aslında. Benim dünyamın merkezinde sen olmamalısın. Senin dünyanın merkezi boş kalır. Kendimi sana adamamın olumsuz sonuçları bizi köle yapar. Bunu mu istiyoruz gerçekten?

Ben senmerkezci olunca mutlu olabilecek miyim ki? Sana yetememe düşüncesinin verdiği suçluluk duygusu bana bağımlı olunca geçecek mi ki? Seni tutsak edince iç huzursuzluğumu telafi edecek miyim ki? İçimdeki boşluğu sen dolduracakmısın ki? Aslında ben senin için endişelendiğimde kendim için endişeleniyorum. “Seni kaybedersem bana ne olur!” beni kaygılandıran.

Ben bunları biliyorum ama itiraf edemiyorum. Yalnız kalmaya cesaretim olmadığı için seni de bağımsız olmaya cesaretlendiremiyorum. Benmerkezci olduğum için seni tehlikere karşı korkutuyorum, aşırı uyarıyorum, kaygılı yetiştiriyorum. Kendi bakış açın olmasın istiyorum. Hep benim gözümden görürsen beni terk etmeyeceğini sanıyorum. Kol kanat oluyorum ki kendi kolun kanadın olamasın diye. Özgür düşüncen ve hür ruhun seni benden uzklara uçurur. Sadece kendimi düşünen ben böyle bir senaryonun gerçekleşmemesi için elimden geleni yapıyorum. Tüm bunları içgüdüsel yapıyorum. Ama anne-babalık sadece güdü olmamalı. Benin bilmemem senin kişiliğine zarar verdiğim gerçeğinin bahanesi olmamalı. Anne-babalık bilinçli olmalı. Yaptıklarımın, söylediklerimin, kendimin, senin farkında olmamam seni savunmasız ve güvensiz hissettirebilir. Kendim için kaygılanıyorum ve senin başına gelebilecek tehlikelerin gerçekleşme ihtimallerini çarpıtıyorum. Kendimi bir türlü rahatlatamıyorum. Sensiz kalma korkusu içimde bir deve dönüşüyor. Engel olamıyorum. Benim mutsuzluğuma “Senin iyiliğini düşünüyorum.” kılıfını buldum. Aşırı sorumluluk duygusu yaşıyorum. Sebebi yine sen değilsin. Kendi işe yaramazlığımın üstünü örtüyorum. Bunun sebebi ne biliyor musun? Anne rolümün dışında diğer rollerimi kaybetmişim. Kadın da değilim, eş de değilim, ev hanımlılığımı bile ihmal ediyorum. Dikkatim sadece senin üzerinde. Güzel kıyafetler, baban ve ev işleri bekleyebilir. Senin düşünürken kendimi gerçekleştiriyorum. Ben bunu biliyorum. Benim evhamlılığım kendime. Benim kaygım kendime. Benim endişem de kendime. Benim mükemmelliyetçiliğim kendi pürüzlerimi düzeltmeye yönelik. Senin üzerinden kendime yürüyorum. Babanı da suçlamayı ihmal etmiyorum. Hep kendim için.

Sen 

Benim yaşadıklarım, sebepleri ile birlikte bunlar. Ya senin yaşadıkların neler? Ya sana bu yaklaşımım sonucunda senin duyguların neler? Halinden memnun musun? Yoksa isyan edeceğin günü mü bekliyorsun? Benim kaygılarım seni öfkelendiriyor, ya da şimdi öfkelendirmiyorsa bile farkındalığın arttıkça bana kızman kaçınılmaz. Biliyorum bunun adı Kaygılı Anne, Öfkleli Çocuk Sendromudur. Bazen endişelerimi dile getirmem normaldir ve bu da seni rahatsız eden Bir şey değil. Yalnız bu durumun sıklığı ve yoğunluğu arttıkça sen de öfkelenmekte haklısın tabii. Benden uzaklaşmak istiyorsun. Benimle birşeyleri paylaşmakta isteksizsin. Hep kendini koruyabilmek için. “Halbuki benim amacım senin için herşeyin en iyisini yapabilmek.” sana sürekli bunu tekrarlıyorum. Seni anlamadığımı düşünüyorsun. “Anne; ben büyüdüm, tek başıma yapabilirim.” dediğinde ise cevabımı önceden biliyorsun. Bir gün bana kendini anlatmaya kalkmayacaksın, biliyorum. Usanacaksın. Sürekli aynı şeyi tekrarlayarak sana hakaret ettiğimi düşünüyorsun, kendini aşağılanmış hissediyorsun. “Ben olmadan Bir şey başaramazsın.” diyorum aslında sana. Seni küçümsiyorum. Ters istikamete girmişim. Sana giden yol bu değil. Senin de duygusal sağlığı bütün olan ve bağımsız bir kişiliğe sahip olabilmek için sana yaptığım yanlışlardan kurtulman gerek. Ben doğal bir süreci engellemeye kalkışıyorum. İnsan yeni doğduğunda çaresizdir. Anne isterse onu besler. Anne isterse onu bir yere götürür. Anneye bağımlıdır. Hareketlendikçe özgür olmak ister, kendi istekleri doğrultusunda ilerler. Zaman zaman annesinin kucağına uğramayı da unutmaz. Unutmayacaktın eğer oradan bir inmeyi başarsaydın, inmene izin verseydim, gereksiz yere “Buraya gel.” demeseydim. Seni sadece bebekken mi engelledim? Hayır tabiki de. Seni çağarmaktan hiç vazgeçmedim. O zaman küçüktün! Ya sonra? Yine küçüktün? Hep küçüktün. Sen doğal olarak büyümek, gelişmek, bağımsızlaşmak, kendi dünyanı kurmak istiyorsun. Buna hazır değilsin. Hazır olmadığın sadece benim kuruntum değil. Sen de kendini hazır hissetmiyorsun. Ben sensiz kalmamak için seni hazırlamadım ki. Kendine güvenmiyorsun. Yeniliklere açık değilsin. Temkinlisin. Korkuyorsun. Beni suçluyorsun. Tek başına adım atmak istiyorsun. Yolda nasıl yüründüğünü bilmiyorsun. Benim yüzümden. Düşme diye hep kucağımda taşıdım seni. Yeni arkadaşlıklar kurmak istiyorsun. Bir türlü olmuyor. Kurduğun ilişkiler ya kısa süreli oluyor ya da hiç girişmiyorsun bile. Benim yüzümden. Yabancılara güvenmemeni tembihledim. Başarısızlıkların yüzünden kendine olan saygın da azalıyor. Kendini gereksiz hissediyorsun. “Beni neden sevsinler ki. İşe yaramazın tekiyim. Kendime bile faydam yok.” düşüncesiyle içine kapanıyorsun.

Oysa ki ben kendimdeki yokuşları aşabilmek için sana böyle davranmışım, sonuçlarından habersiz; farkında olmadan, içgüdüsel anne olarak. Oysa ki seni yokuş aşağı sürüklemişim. Kendine değer vermemekte haklısın. Beni suçlamakta da haklısın. Sana “Beni suçlama.” demekte haksızım. Babanı suçlayarak başkalarını suçlamayı ben öğrettim sana. “Kendi farkındalığınla benim sana veremediklerimi sen kazanabilirsin. Bana duyduğun öfke sana sadece zarar verir. Enerjini boşa sarf etme.” diyorum şimdi sana; affına sığınarak, bilincin sonradan da kazanabileceğine güvenerek. “Annelikte aşırıya kaçtın. Ama kendine yardım etmek için yaptın. Bunu biliyorum. Ben psikolojik destek aldım. Sorunlarımı aştım. Hayattan korkmayı değil de, hayatı sevmeyi öğrendim.” dediğini duymak istiyorum. Ben sana güveniyorum. Sonunda doğru bir cümle kurabildim.

Tamam Öyleyse 

Anlaştık. Senin pencerenden baktım ve senin gibi görmeye çalıştım. Aşırı kaygılanmayacağım. Kendim için iyi Bir şey yapamamın yolu sana odaklanmak değil. Sen merkezli yaşamam ikimize de zarar veriyor. Senin mutlu olabilmen için önce benim mutlu olabilmem lazım. Kaygılar mutluluğu yaratmaz. Endişeler mutluluğu engeller. Güzel kıyafetlere ve ev işlerine zaman ayırmanın vakti geldi. Babana da haksızlık ettim. Erkek ve kadının hayata yaklaşımları farklıdır. Erkek için ailesini sevmek demek ailesine bakmak demek. Onun da hakkını yememek gerek. Ben endişelerimi kabul ettim ve piskolojik yardım aldım. Yeni bir bakış kazandım. Eskiden günün neredeyse tamamında seni düşünüyordum ve başına neler gelebileceğini kurgulayarak endişelerimin önüne geçemez durumdaydım. Yanlış bir şey yapmıyordum ki! Çocuklarının tek başlarına dışarıya çıkmalarına izin veren, 5 dakikada bir onları telefonla aramayan, yurtdışlarına okumaya gönderen, servise kadar eliyle çıkarmayan annelere kötü gözle bakıyordum. Körmüşüm. Hastaymışım. Çarpıtıyormuşum. Abartıyormuşum. Seni de bıktırıyormuşum. Şimdi anlıyorum.

Ama anlaştık. Artık kendi kişiliğim ve kendi hayatım olduğunu biliyorum. Sen artık benim karnımda değilsin. İhtiyaçlarını kendi başına giderebilirsin. Koruma içgüdüme dur diyorum. Endişelerimi sana yansıtmamanın çok nemli olduğunu anladım. Dilegetirilen endişeler artık sevgi işareti gibi algılanmıyor. Endişelerimi sıralamadan basitçe seni sevdiğimi söyleyeceğim. Sana artık “anneciğim” diye de seslenmeyeceğim. Biz artık birbirimize bağımlı değiliz. Bana “anneciğim” diye hitap etmeni istidiğim için ben de sana “anneciğim” diyerek benim istediğimi yerine getirmeni sağlıyormuşum. Buna bile ben karar veriyormuşum. Seni okula göndermemek ne demek? Bu nasıl bir düşünce! Seni yaşıtlarınla oynamaktan, teneffüslerin tadını çıkartmaktan mahrum etmeye hakkım yok.

Anlaştık hatalardan kaçınmak için anne olmanın ne olduğunu ve neden anne olduğumu hatırlatacağım kendime, senin gülümsemeni hatırlayacağım. Kaygıların sadece gerçekleşmemiş olan kurgular olduğunu unutmayacağım. Her şeyi kontrol edemeyeceğimi kabulleneceğim. Hayatımda senden başka amaçlarımın olması gerektiğini anlayacağım. Sen de herkes gibi hatalar yapabilirsin, başına kötü Bir şey de gelebilir. Hatalara öğrenme fırsatı gibi bakacağım. Talihsizlikler ise sabırlı olmayı ve şikayet etmemeyi öğretecekler bana. Anlaştık seni kendim için değil de senin için seveceğim.

PATİKK
Araç çubuğuna atla